Sıradan faşizm sıradan akıllara gereksinim duyar. Ortalama düştükçe sıradanlığın düzeyi de geriler. Doğal olarak faşizmin dozu da artar.
Mikhail Romm’un filmiyle çağrışım yapsa da başlığın amacı bir film eleştirisi değil elbette. Aslında son günlerde zirve yapmakta olsa da epey zamandır bir faşizm olgusunun içinde yaşadığımız artık su götürmez bir gerçek. Uygulanan baskılar çeşitleri artırılarak devam ediyor. Erk sahibi olan kurumlar kendilerini geliştirerek her gün yeni bir kısıtlama-engelleme yöntemiyle gündeme geliyor. Direnmeye çalışan kitleler de bazı yöntemlerle bunları aşmaya çalışıyor ve her zaman olmasa da başarılı olabiliyor. Ama konumuz bu da değil.
Faşizm sandığımız gibi aynı üniformayı giyip aynı selamı veren, belgesellerde izlediğimiz veya kitaplarda okuduğumuz gibi çok organize bir ideolojinin arkasında toplanmış insan kitleleriyle gerçekleşmek/var olmak zorunda değil. Zaten kurtulmak bir yana giderek içine batmakta olduğumuz Orta Doğu bataklığının da faşizmi kendine göre işte...
Türkiye meşhur söylemiyle Asya ve Avrupa arasında jeostratejik bir köprü olduğundan ötürü faşizminde de doğu Avrupa esintileri taşıyor.
Tabii bize özgü bu tarz, Hitler Almanya’sındaki gibi bir disiplin, bir üretim patlaması falan da içermiyor. Anlayacağınız bizimkisi sıradan, çok sıradan.
Sakın buradan faşizmin iyisi de varmış gibi bir anlam çıkarmayın. “Faşizmin iyisini Almanlar yapıyor abi” modunda değilim. Buradaki sıradanlık günlük yaşamın içine fazlasıyla girmiş bir olguyu ifade ediyor.
“O saatte orada ne işi varmış” sözüyle vücut bulan, ”Aman evladım siz sakın kışkırtmayın” tadında devam eden ortalama insan (ne yazık ki düşük ortalama) faşizmi bahsettiğim. Bu düşük ortalama karşısında yeterli büyüklükte bir sol yapılanma bulamadığı için hırsını liberal burjuvazinin bireysel özgürlüklerine saldırarak alıyor. Eh, yaşadığımız coğrafyada bunun en makbul hali ise din soslu olanı elbette. Aile içinde kadınların giyiminden erkeklerin sakalına bıyığına, taktığı küpeye karışmakla başlayıp ne zaman nerede kimlerle olabileceğine uzanan domestik baskılar, bu davranış alışkanlığına sahip olan kitlelerin oylarıyla seçilen iktidarlarda hangi kanalları seyredeceğinize, hangi dizilerin uygun olduğuna, maçlarda hangi sloganları atamayacağınıza karar verme gücü oluşturuyor.
Demem o ki, faşizm sıradan insanların sıradan dünya görüşlerinin orta alt zeka seviyelerinin omuzlarında yükseliyor. Dikkat edilmesi gereken buradaki sıradan ifadesinin, olgunun önemsiz olduğunu düşündürmemesi. Çünkü bu muktedirlerden kurtulmanın mümkün olduğunda her şeyin hızla düzeleceği yanılgısını beraberinde getiriyor. Eğer öyle olsaydı son 70 yılda Menderes, Özal, Erdoğan ekseninde günbegün geriliyor olmazdık.
Sözün özü sıradan faşizm sıradan akıllara gereksinim duyar. Ortalama düştükçe sıradanlığın düzeyi de geriler. Doğal olarak faşizmin dozu da artar. Köy enstitülerinin kapatılmasıyla başlayıp, Anadolu liselerinin sulandırılması ve imam hatip patlamasıyla gidilen süreç, giderek kurumsallaşan, hayatın normal akışı buymuş gibi gösteren bir yaşam tarzına evriliyor ve ne yazık ki bu denklemden kalkınmış, muasır medeniyetleri yakalamış bir ülke çıkmıyor.
Son olarak şunun yapılması gerektiğini anlıyoruz. Mevcut durumun aynı yol izlenerek geri çevrilmesi yani Osmanlı özentisinden kurtulunup cumhuriyetin kuruluş ayarlarının güncellenerek uygulanması gerekiyor.
Kalın sağlıcakla…